İran'a Yolculuk..

İran'a Yolculuk..


Haydar KASAN – TAKA Gazetes i - Trabzon

Yaklaşık bir haftadır Trabzon tiyatro yönetmeni Sn. Necati Zengin'le birlikte yarı resmi bir ziyaret için Tahran'dayız. Aslında İran gezisi her yıl düzenlenen Fecr Film Festivaline katılmak için gerçekleşmiştir. Bu ziyaret, İran'daki hayatı yakından hissetmemizi sağladığı için bizim açıdan çok faydalı ve etkili olmduğunu düşünüyorum.

Amerika'nın baskılarına maruz kalan ve aleyhinde her gün yeni bir karar alınan bu ülke aslında bizimle pek bir farklılık göstermiyor. Hatta bazı sosyo – ekonımik konularda bizden de ilerde sayılır.

Dünya yönetmenliğine soyunan Amerikan emperyalizmi, ona boyun eğmeyen ülkeleri inanılmaz bir baskıya maruz bırakmaktadır.

Ülke siyasetinde layikliği destekleyen ve şeriatın siyasete karışmasına karşı çıkan kesimler, iki ülke ilşkilerini bozmamalıdırlar. Önce İran'ı yakından görmeli, bir süre orada yaşamalı ve bu ülkenin gerçeklerini bilmeliler. Böylece İran'ın kendine özgü bir kültüre sahip olduğunu anlayacaklardır.

Binlerce yıl boyunca çeşitli dinler ve ırklara mensup insanlar hiç bir sorun yaşamadan bir biriyle geçinmekteler. Oysa biz ve Batı'lılar bundan haberimiz bile yok. (yani ülkede öylesine bir istikrer var ki, insan çeşitli kavimler ve dinlerin yan yana yaşadığını farketmiyor)

Pekiyi nasıl oluyorda 1,648,000 kilomere karelik bir ülkede Fars, Azeri, Lor, Kürt, Türkmen, Beluç vs. binlerce yıl çatışmadan, kan dökmeden ve sorun yaşamadan tek bir yazı dilini paylaşarak yan yana yaşaya biliyorlar ? Gerçekten de bir çok kavim ve dinin tek bir kültür çatısı altında birlik ve beraberlik içinde yaşamasını sormamak mümkün değil. Sanırım bizim halkımız bunu hiç düşünmemişlerdir.

Bugün Tahran'da ve diğer kentlerde, merkez camii dışında kilometrelerce cuma namazı safları oluşuyor.

Acaba bugüne kadar, Arab istilasından sonra İran'daki Caferi mezhebi, onun yüce ruhu ve insanlık ve ibadetlerle olan ilişkisi konusunda araştırma yapılmış mı ? müzelerimizde saklayarak övündüğümüz büyük alimler ve filozofların eserleri hakkında hiç bir fikrimiz var mı ? onların İran'da yaşamış olduklarını ve aslen İran'lı oldukları hiç biliyor musuyuz ?

Safevi devletinin kurucusu Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasında yazılan resmi yazışmalda kullanılan Osmanlıca'daki bir çok kelimenin Farsça olduğunu biliyormusunuz ?

Farsça ve Türkçe sözlüklerinde 6 binden fazla ortak kelime olduğunu biliyor musunuz ? İran'ın, 500 yıl boyunca Azeriler tarafından yönetildiğini biliyor muydunuz ?

Bugüne kadar İran'da tiyatro ve kitap matbaaları konusunda araştırma yapan oldu mu ? bilmekte yarar var belki, İslam devriminden sonra, tiyatro grupları ve tiyatro salonları emsali görülmemiş bir biçimde desteklenmiştir. Basılmış olan kitapların sayısı ve tirajı Türkiye'den kat kat fazladır. Bunun bir çok örnekleri vardır ancak burada bunlara değinmek istemiyorum. Fakat şuna dikkat etmek gerekir ki İran ve Türkiye halkları bir birine en yakın halklardandır. Hatta bu iki milletin komşudan fazla akraba olduklarını söylemek abartılı olmaz diye düşünüyorum.

İran'lı dostlarımla Tahran'da konuştuğumda onlar, İran'ın kültür ve edebiyatını anlattıklarında, sanki bizim tarih ve edebiyatımızı anlatıyorlar duygusuna kapılıyordum. İnasan kendini onlara o kadar yakın hissediyor ki sanki yabancı değillermiş gibi ...

Amer i kan emperyalizminin iki milleti bir birinden ayirmak için çektiği duvarların ötesine geçildiği zaman, iki milletin aydın bir gelecek hakkında aynı düşünceleri paylaştığını görünce sevinmemek mümkün değil.

İran'a mahsus, İslam İnkılabı

1979'da gerçekleşen İran İsalm inkılabını anlamak için İran tarihini bilmek gerekir. Bu bilgilier arasında, İslam inkılabının nedenleri, İran halkının rolu ve Şii kültüründe Ayetullah kavramı da olmalıdır.

İran'lılar Arab istilasından sonra, kendilerini büyük filozoflar ve sanatçılar yetiştirerek gösterdiler. İran'lı bilim adamları, yetenekleri sayesinde Şiiliği güçlendirdiler. Tabii bütün bunlarla birlikte İran devrimini anlamak için İran tarihini bilmek gerekir.

Her kes İran'ın Amerikan emperyalizmine karşı kendinin nasıl izole edip koruduğunu anlamaya çalışıyor. Aslında İran'daki sosyal devrim projesinin, bir çeşit sınıf devrimi olduğunu söylemek mümkündür.

İran devleti, petrol başta olmak üzere doğal kaynaklarla birlikte, halk desteğine dayanarak İslam inkılabı gibi bir siyasi güce sahip olmuştur.

İran İslam devriminin önderleri kapitalizme sınırlandırma getirerek, büyük sermayelerin sınırsız bir şekilde büyümesini önlemişler. Dolayısı ile tüm ülke çapında sermayeler hukümetin denetiminde tutularak, ekonomi mafyasınını oluşumunun önüne geçilmiştir.

Dünya ticaretinin büyük devleri, devlete bağlı bir şirketle ortak çalışmak kaydı ile İran'da faaliyet yapa bilirler.

İran'ın dış borcu yok. Devlet denetimi dışında özel faaliyetlerde bulunan şirketlerse bir nevi devletin denetiminde çalışıyorlar. Nitekim devlet, gerekli gördüğü takdirde onların iktisadi faliyetlerine müdahale edebilir veya söz konusu şirketi satın alabilir.

Görünen o ki, devlet istemese hiç bir ticari faaliyet gelişemez, hiç bir sermaye piyasa bulamaz. Yoksullara iş ve gıda, işsizlere ise iş buluyor. Yaşlıları himaye altına alıyor. Yani insan bir az düşünürse bunların hepisini anlaya bilir.

Devlet, sosyal tabakalrı destekleyerek sosyal adaleti hakim kılmak için çaba gösteriyor. Bu çabalar sayesinde orta sınıf nüfusu artıyor, bunlara yönelik uzun vadeli eğtim – öğretim ve sağlık projeleri üzerinde çalışılıyor. Yabancı üniversite hocaları istihdamı konusunda bir sınırlama yok, sağlık düzeyi Batı'daki kadar olmasa da, her kes devletin sağladığı ucuz ve bazen ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlana biliyor. Oysa Türkiye'de çoğu kesim, sağlık hizmetlerinin aşırı pahalı olması yüzünden, doktora bile gidemiyor. Bütün İran'lar hangi kesimden olursa olsun, kolayca uzman doktorlardan yararlana biliyor.

Genel olarak şunu söylemek mümkündür, İslam inkılanbından sonra sunulan hizmetler, eksiklliklerden kat kat daha fazladır ve ufukta İran inkılabını tehdid edecek hiç bir şey görünmemektedir.

Bugün İran'da uygulanmakta olan projelerse Amerika'nın bütün tehditlerine rağmen yoluna devam etmektedir.

Belki de bu yüzdendir ki, Azeriler başkaldırmıyor, Farslar milliyetçilik tuzağına düşmüyor, İran Kürtleri P.K.K'nın kardeşi olan PEJAK'a aldırmıyor, İran'lı Ermeni'lerle İran'lı Yahudiler Amerikadan Özgürlük şarkıları talep etmiyor ve yoksullar isyan etmiyor...