RUKN-İ SAYİN

 

25- Rukn-i Sâyin: Rukn-i Sâyin-i Hirevî, VIII/XIV. yüzyılın meşhur kasidecilerinden ve gazelcilerindendir. Şiirlerinde genellikle “Rukn”, na­dir olarak da “Rukn-i Sâyin” mahlasını kullanmıştır. Bundan hareketle, Rukn (=Ruknuddîn)’ün kendi ismi, Sâyin (Sâyinuddîn)’in ise babasının ismi olması gerekir. Rukn, VIII/XIV. yüzyılın başlarında Herât’ta doğdu. Gençlik dönemini burada geçirdikten sonra ve görüldüğü kadarıyla da Sultan Ebû Sa‘îd Bahâdır Han devletinin yıkılışından (736/1335) önce ve­zir Hâce Giyâsuddîn Muhammed’in hizmetine girdi ve uzun bir süre onun koruması altında yaşadı, vezirden eğitim ve bağışlar elde etti. Bu edebiyatsever vezir, onu yoksulluktan kurtardı ve büyük bir makam ba­ğışladı. Rukn-i Sâyin, Giyâsuddîn Muhammed’in hayatının sonuna kadar onun hizmetinde kaldı. Bu vezirin 736/1336 yılı Ramazanında öldürülme­sinden sonra bu üzüntü verici olay üzerine çok etkileyici bir kıta söyledi. Ebû Sa‘îd Bahâdır’ın ölümünden, Arpagun’un kısa süren devletinin yok olmasından (736/1336 yılı Şevval’i) ve Hâce Giyâsuddîn’in öldürülmesin­den (736/1336 yılı Ramazan’ı) sonra Ruknuddîn-i Hirevî’nin Azerbay­can’da kalması mümkün olmadı. Çaresiz bir şekilde bu memleketten çıktı. Bir süre de 736/1336 yılından 753/1352 yılına kadar Horasan ve Esterâbâd’da İlhânlı devleti iddiasıyla hüküm sürdüren Togatimur Han’ın hizmetinde bulunarak saygısını kazandı, hocası ve namaz imamı olarak hizmet etti. Fakat bir süre sonra bu ilişki karanlıkla sonuçlandı ve Devletşah-i Semerkandî’nin iddiasına göre, Ruknuddîn bir süre Togatimur’un zindanına düştü. Hapisten kurtulduktan sonra 740/1340 ile 742/1342 yılları arasında Fars’a gitti ve Emir Celâluddîn Mes‘ûd Şah İncû ve Emir Pîr Hüseyin Çûpânî’yi övmekle uğraştı. Ancak Şîrâz’ın Şeyh Ebû İshak’ın işbaşına gelmezden önceki güvensiz ortam ve durumu, Rukn-i Sâyin’i bu şehri terk etmeye, Kirmân’a gidip Emir Mubârizuddîn Muhammed’in hizmetine girmeye ve bu emir ile Şah Şeyh Ebû İshak ara­sında var olan ihtilaf nedeniyle şeyhi kötülemeyle uğraşmaya kadar sü­rükledi. Rukn, yirmi yıldan fazla (718/1318-765/1364) Emir Mubârizuddîn Muhammed’in hizmetinde kaldı ve onu övme konusunda birçok kasideler söyledi. 759/1358 yılından sonra birkaç yıl daha Celâluddîn Şah Şuca’ (760/1359-786/1384)’ın hizmetinde bulunarak onu methetti. Nihayet 764/1363 yılında vefat etti.

Rukn’un basılmış olan şiirlerinin toplamı 4428 beytin üzerinde olup kaside, kıta, gazel, rubai ve mesnevileri içermektedir. Ancak ciddi bir araştırma yapılırsa beyitlerinin sayısının bunun üzerine çıkacağı görülür.

Rukn’un tanınmış eseri, Tuhfetu’l-‘Uşşâk diye adlandırılan deh-nâme mesnevisidir. Evhadî’nin Mantıku’l-‘Uşşâk’ını taklit olarak söylemiş ve kendi hayal alemindeki maşukuyla aralarındaki aşk, sır ve istekleri konu alır. Hezec-i müseddes-i maksur veya mahzuf bahriyle söylemiş ve deh-nâme söyleyenlerin tarzı üzere, mesnevilerin değişik yerlerinde  aşık ve maşukun diliyle gazeller de kullanmıştır. Bu eserini 751/1350 yılında beş yüz beyit olarak tamamlamıştır.

Ruknuddîn’in kasideleri daha çok zamanın padişahlarını, vezir ve emirlerini övme üzerindedir. Bu konuda kendinden önceki Abdulvası’-i Cebelî, Enverî, Zahir ve Esîr gibi büyük ustaların takipçisi, gazelde ise gü­zel mazmunlara sahip olup Sa’dî ile Hâfız arasındaki tekamül yolunun ortasındadır. Kimi gazelleri Hâfız’ın karşılık vermesine konu olmuştur. Genel olarak bu şairi VIII/XIV. yüzyılın büyük söz üstatlarından, özellikle de kasidede üstün bir makam sahibi olarak kabul etmek gerekir. Zira sözlerinde ister övgü ister vasıflandırma, kimi zaman da vaazda birçok anlam ve konular saklıdır. Şiirinde zor redifleri kullanmaktan, zor Arapça kavram ve sözcükleri getirmekten kaçınmaz.

Aşağıdaki örnekler onun şi­irlerindendir:

Ey saki, bir tek nefesimi bile şarapsız ve maşuksuz bırakma, zira be­nim için şarapsız ve maşuksuz bir an bile mümkün değil.

O mutluluk kaynağının köyünde beni benden kurtar, zira baş derdi ve sarhoş sıkıntısı canıma tak etti.

Ey gönül aşkın öldürülmüşüysen kanlı bedenini göster, ey beden şevk yorgunuysan dert dolu gönlünü getir.

Gonca şivesi konuşma, dost gamından yüz ekşitme, selvinin adetini görme, yar sohbetinden başını çekme.

Bilezikten daha az değilsin bir maşukun bileğine gir, taraktan daha az değilsin bir güzelin zülfünü avucuna al.

Ey tüm ömrünü feleğin etrafında dönerek geçiren, ömrünün kalan kısmı kolay mı geçecek zor mu.

Ravza-i Kuds’ün uçanısın hırs ve hevesle uçma, beş ve dördün nefe­sinden kurtulasın diye çaba göster.

Kubbenin dairesini isteme döndüren sensin, ayağı pergel gibi ne diye daireden dışarı çıkarırsın.

İşin gücün eğer az veya çok ise bu az veya çok seninle çok da baş etmez.

Elini kanaat eline koy da gam yeme, uzlet eşiğine adımını at da en­dişe etme.

Senin yüzünün aşığıyım beni çok da beğenme, senin sokağının saki­niyim beni daha fazla böyle bırakma.

Senin aşkının dışında bir günahım varsa işte yüce emir meclisi, ben ve istiğfar.