FARABİ'YE GÖRE SİYASET VE FAZİLET

c

ERDEMLİ ŞEHİR, ERDEMLER ŞEHRİDİR.

                                                           

DR. Rıza Daver ERDEKANİ

 

Gençliğimde Farabi'nin siyaset felsefesi hakkında arştırma yaparken ''Es-siyase'' adlı bir eserle karşılaştım. Bu eseri incelerken şaşkınlıkla kendi kendime sordum:'' Ara-i ehli medine-i fazıla'', ''tahsil-u saade'' ve ''siyaset-ul medine'' adlı adlı kiteplara kaleme alan bir yazar nasıl olurda yazdığı risalede mülahaza ve fırsatçılık, medine- i fazılanın yerini almış olabilir? Önce bu risalenin farabiye ait olduğunu sandım, hala bu ihtimal mevcuttur. Ama öncelikle belirtmeliyim ki hicri yedinci asırda hace nasir-ud din tusi  yazmış olduğu ''siyaset-i ahlak-ı nasıri'' adlı eserinde bazı bölümleri için bazı bölümleri için bu risaleden yararlanarak farabiye istinad etmiştir. İkincisi farabi ,risalenin içeriğini iim veye siyaset felsefesi olarak değil siyaset ilmi olarak tanımlamıştır. Siyaset ilmi kavram olarak farabinin başka hiçbir eserinde zikredilmemiştir. Öyleyse ''es-siyase'' adlı risale içerdiği konular bakımından farabinin diğer eserlerindeki görişlerinden farklı olmasının nedenini şöyle gerekçelendirebiliriz ; farabinin kitapları daha çok siyaset felsefesi ile ilgili iken ''es-siyase'' adlı risale doğrudan siyaset ilmi ile ilintilidir.  Farabi siyaset felsefesi ile siyaset ilmi arasındaki farkı açıklamaya çalışmamış olsada bu bilimlerin her birinin kendine özgü tanımları vardır. Tanımı da bir tarafa bırakırsak ''es-siyase'' adlı risalenin konuları daha çok aristonun ''siyaset''ve '' nikamohos ahlakı''adlı kitaplarından rivayet edilen görüş ve sözleri ihtiva etmektedir. Dolayısıyla, bu risale daha çok realist bir anlayışla pratik siyasetin niteliklerini açıklamaktadır. Risalede açıklandığı üzere yönetici amacına ulaşmak için yalan söyleyebilir, hiyele başvurabilir ve diğer her türlü yönetmi kullanabilir. Bu risalenin doğal olarak insanların davranışları, söyledikleri ve yaptıklarını incelemesi gerekirken yer yer gerekli tedbirlerin alınması ve doğru maslahatın gözetilmesini de içermektedir.

 

   Bununla birlikte, risalede yer alan konular daha çok farabinin açıkladığı ''cahiliye'' ''fasıka '' ve ''mabaddele'' medinelerindeki nitelikler ile benzeşmektedirler. Farabi'nin  erdemli siyaseti daha çok bir tür ahlak ve siyasetin birlikte olmasını vurgulayan Eflatunun devlet nazariyesinin özel yorumudur. Ayrıca, önemli olan nokta farabinin eflatunun siyaset felsefesindeki örtili yorumu kaldırarak daha açık ve anlaşılır bir şekilde izah etmesidir. Eflatun, yunanlıların tanınmış görüşlerini açıklarken özellikle sofistlerin düşüncelerine daha çok yer yermiştir. Bu eserlerde, protaguras, gorgias,  kalikas, terasimahos gibi düşünürlerin görüşleri ile karşılaşabiliriz. Bunlar atinaya gelip giden yunan ve daha çok hitabet eğitimi veren yunan şehir devletlerinin düşünürleri idi. Bu düşünürler efaltunun eserlerinde açıkladığı şehir devletlerinin hiçbiri sofistlerin düşünceleriyle uyuşmamaktadır. Eflatun bu sözler ve düşünceleri ''ara-i ehli medine-i fazıla'' ye ait görmez veya hiçbir yerde '' ara-i ehli medine'' konusunda herhangi bir şey belirtmemiştir. Ancak farabi bu sözler ve düşünceleri  şahıslara değil ''medine'' lere intisab etmektedir. Bununla  da yetinmeyen farabi yalnız sözler ve düşüncelerin '' medine'' ye ait olmadığını aynı zamanda safsata, hitabet , şiir,

Cedel, burhan, gibi beş sanatıda ''medine''ye uygun olduklarının altını çizer. Ona göre halk burhan ehli olmadığı olmakdıkları gibi onu anlamazlar da , yine ona göre , tarih, dil ve düşünce ile başlar ve akıl ile burhan düzeyine kadar gelişerek en son aşama olan ''medine-i fazıla''ya ulşaşır. Farabi'nin bu görüşü viko 'nun dil ile tarihi koşulların uyumu nazriyesine yakındır. Burada belirtilen salt teorik ve burhana dayalı bilgi değildir, aynı zamanda bu bilgi en yüce erdemlerdendir ve bu fikirsel, ahlaki ve ilmi erdemlere paralel olarak onun alt kümesidir. Bu erdemler silsilesi birbirini tamamlayan gerekiliklerdir. En yice erdem herhangi özel bir erdemle sınırlı değildir, ama onun sonudur. Eğer yüce erdemin herhangi bir etki ve sonucu ortaya öıkmazsa gizli ve saklı kalarak yok olabilir. Aristo da bğyle paralel bir sıralamayı benimsemiştir. Fakat o bu sıaralmanın iki erdemi ihtiva attiğini bilmekteydi. Ahlaki ve akli erdemler. Farabi de ''fusus-ul medeni'' adlı eserinde dört erdem yerine akli ve ahlaki erdemlere işaret etmektedir. Birinci sınıflamada iki kısım vardır, bir kısım eğitim-öğretimle ilde edilir ve bir kısım da terbiye ile kazanılır. Teorik erdemleri öğretiyorlar ve ahlaki erdemleri de hem terbiye ve ham eğitim ile halka veriyorlar . sorun, fikri erdemlerin ne öğretimle ve nede terbiye yolu ile elde edilememesidir. Aristo ve eflatun genel olarak hatta ahlaki erdemlerin öğretilmesi olanaklarında bir çok gerekli mülahazalarda bulunmuştur. Salt teorik bilginin öğretilmesi ile pratik erdemin elde edilemeyeceğini biliyorlardı. Onlardan önce de heraklitos çok bilmenin erdem getirmeyeceğini söylemişti. Çünkü, hesyidos, fisagoros, aristofanos ve hakatiyos'a da bu bilgi verilmişti.

 

      Farabiye göre teorik bilgi eylem ile irtibatsız salt bilgi değildir, o medine-i fazıla'nın yöneticisi olan ilk reisin sadece dört erdeme sahip olamsını yeterli görmekte ve onları medine-i fazılada da oluşturmakla yükümlü görmektedir. Bunun için sadece soyut bilgi ile yetinerek özellikle mantık, ilahiyat ve doğa ilimlerindeki oaly ve olguların gerçekleşmesi için çalışmaz. Teorik bilginin belli bir yere kadar mantık, ilahiyat, matematik ve doğa ilimlerinin olduğu doğrudur. Ancak bu bilimleri soyut olarak göz önünde bulundurduğumuzda '' ehl-i medine'' deki görüş ve düşünceler ile ilintilidirler. Bu bilmler belki de bütün medinelere eşit mesafededirler. Yani heryerde , her kavim ve halka öğretilebilir.ama  farabi bu konuda farklı düşümnmektedir . ona göre teorik erdemler ya hakikatın kendisi veya hakikat gibidirler. Eğer bu bilmler hakikat ve burhanın kendisi olurlarsa felsefedir ve eğer burhan ve temsillere ihtiyaç duymuyorlarsa ''din ve millet'' tir. İşte tamda bu noktada teorik bilgi ile eylem arasındaki bağlantı meydana gelir. Farabi devalet başkanını, halkı erdemli yetiştirdiği için sadece bir bilgin olarak değil aynı zamanda peygamberlik makamına layık görmektedir. Şmdi ise dinind blginin bir parçası olarak kabul etmek ve bilimlerin öğrenimi ile erdemlerin de elde edilebileceğini kabul etmek mümkün değildir. Ama farabi teorik olarak erdemleri dile getirirken erdemlere lafzını bilimlerin  yrine kullanmıştı. Böylece salt bilgi ile karıştırılmamasını ve eylem ile bağlantılı olduğunu belirtmiştir. O'na göre teorik bilgi ile teorik erdem, fikri erdeme yakındır. Böylece  zamanın, mekanın ve makamında gerekliliklerini halkın maslahat ve manfaati için tesbit eder. Eğer bu yakınlık olmasaydı teorik fazilet fikri fazilet için yararlı olamazdı. Fikri erdem, ahlaki erdemler ve ahlaki erdemlerde ameli erdemlere yakındır. Farabi, erdemlerin türünü açıklarken medine-i fazıla veya veya benzer bir düzen çerçevesinde

Tasavvur etmektedir. Bu, sanat ve maslek sahipleri, ahlaki dengeyi tam ve eksikisz öğrendikleri taktirde görevlerini en uygun biçmde yerine getirebileceklerdir.

 

    Onlar hem gerekli öğrenme yeteneğine ve hemde dürüst çalışmaya hazırlıklı olmalıdırlar. Ahlaki erdemlerin kazanılması yerinde ve zamanında fiil ve amelin  gerekliliğini tam olarak yerine getirmeye bağlıdır. Yoksa sadece bazı güzel ve iyi adetler edinmek insanı erdemli kılmaz. Ahlaki davranışın ne olduğunu tesbit edebilen kimse ancak ahlaklı davranabilir. Belki kant'ın görüşünü farabi'nin görüş ve düşüncelerinin yorumu ile karıştırdığım iddia edilebilir, ancak farabi'nin kendisi ahlaki erdem ile fikri erdem arasındaki yakınlığı açıklamakta ve fikri eredm ne kadar daha çok sağlam olursa o kadar daha çok ahlaki erdem ile yakınlık içerisinde olduğunu belirtmektedir. Eğer ameli fazilet ahlaki fazilete dayalı ise ve bu fazilet de fikri fazilete tabi ise, teorik fazilet de sırasıyla bütün bu faziletlere yardımcı olmaktır.

Farabi, bu terkbi insanın salt bilgi ve ahlak alemi için gözönünde bulundurmakta ve aynı zamanda onu medine-i fazılanın ahlaki düzeninin bir paröası olarak görmektedir. Bu faraziyede var olan önemli bir noktada varlık alemi, medine ve birey arasındaki uyum  ve işbirliğidir. Eğer ''medine'' reisinin teorik bilgiye sahip olması şart koşuluyorsa bunun nedeni  onun, varlık düzenini ve varlıkların derecelerini bilmesi ve ''medine''yi onlarla uyumlu hale getirmesi içindir. Eflatun fa farabiden daha önceleri dünya,medine ve birey arasında uyum olması gerektiğini belirtmiştir. Farabi, bu faraziyesini yorumlarken aristonun ilaret ettiği ''nikohomas ahlakı''ından yararlanmış olsada ortaya attığı düşüncelerin bir çoğu yenidir. Bununla birlikte, eflatuna ait bu faraziyeye göre evren, medine ve birey aynı varlığın farklı derece ve yansımalarınır. Yani, küçük, orta ve büyük boy olarak  yazılmış bir kitabın üç farklı nüshası gibidrler.

Farabi de ''tahsil-u saadet'' adlı eseri başta olmak üzere daha başka bir kaç yerde ''medine'' ve ''evren''deki düzenleri birbirleriyle karşılaştırmıştır. Bu karşılaştırmadan aldığı ilhamla ''medine-i fazıla'' daki sınıfların derecelendirmesini varlık alemindeki derecel3endirmeye uyumlu bir şekilde açıklamaya çalışmaktadır. Böylece, sanki akıl medine reisinin şahsi söz ve davranışlarında tecelli eder ve o'nunda medine halkı ile olan ilişkisi Allah'ın dünya ve varlıklarla olan ilişkisine benzetilmiştir. Birey, medine ve dünyanın bütün unsurları ile orantılı olarak bir araya gelmişlerdir. Bu orantı adalettir. Genellikle, siyasi ve ahlaki konular üzerine yapılan tartışmalar adeleti fiilin sıfatı olarak tanımlar. Hatta günlük kullanılan dilde de adalet, birey ve devletlerin davranış ve fiillerine nisbet ettirilir. Özellikle, onu akıllı kimseler tarafından sadır olan zulmün karşıtı olarak kullanır. Öyleyse, adalet zulme karşı bir davranıştır. Farabi'de bu anlamlandırmalara karşı olmadığı gibi bir öok konuda adalete

İşaret ederek fiilin sıfatı olduğunu belirtir. Ama ''medine''ninde sıfatına dikkat ederek fiilin sıfatı olduğunu belirtir. Ama ''medine''ninde sıfatına dikkat etmeliyiz. Onun tanımlamış olduğu ''medine'' de adil bir medinedir. O, aynı zamanda dünyadaki düzen ve intizamında adalet eksenli olduğunu belirtir. Öyleyse, adalet sıfatın zatı da olabilir, burada önemli olan nokta şudur: eğer adalet sıfatın zatı olursa artık  göreceli değildir. Bununla birlikte, farabi sofistlerin siyasi yasalar ve davranuşlar itibari göreceli olarak kabul ettikleri görüşlerini farklı cahiliye ''medine''lerine ait düşüncelerründe dile getirmiştir. Günümüz siyasal ilkelerinin tabi yasalardan alındığını kabul etmek çok güçtür. Ama eğer siyaset göreceli olarak değerlendirilirse ahlak ile olan ilişkisi de çözülür. Zira ahlak göreceli değildir. Yeni dönem filozoflarının bu konudaki sıkıntıları ahlakı şartlı kabul etmelerinden kaynaklanmaktadır. Modern dönem ahlakının kurucusu sayılan Kant' ta ahlaki hükümleri mutlak olarak görüyordu.

20.yüzyıl ahlak filozofları da ahlakı insanın doğasında yorumlamaya çalışırlar.

Öyleyse, eğer farabinin siyaset teorisi modern dönem siyaset ilkeleri ile temelden farklı ise ve sitaseti doğa yasalarına istinad edemeyeceğimize göre farabi'nin ahlak ve siyasetinden nasıl yararlanabiliriz?  Modern dönem siyaset anlayışının ahlak ilkelerine bağlı ama bğyle bir bağlılığın iyi olacağı söylenir, doğru. Ama ahlak ve siyaset nasıl bir araya retirerek farabi'nin siyaset anlayışını günümüz dünyamıza uygulayabiliriz? Soruyu önceki şekliyle soralım. Biz farabiden nasıl yararlanbiliriz? Felsefe ve siyasette görüş sahibi olmayan kimseler bu soruyu şöyle yanıylamktadırlar; farabi 'nin siyaset anlayışı dünyanın hiçbir yerinde gerçekleşemez. Çünkü onun ütopik şehri hiçbir zaman uygulanma olanağı bulamaz. Siyasette bir çok görüş sahibi eski fülozofların düşüncelerinin metafiziksel ve soyut olarak tanımlarlar.

 

     Kuşkusuz Farabi'nin görüşü metafizikseldir ve günümüz siyasetçileri onlara uyamazlar. Ama biraz daha dikkatli düşündüğümüzde yeni dönem terisyenlerinin eflatun ve farabiden sandıkları kadar da uzak olmadıklarını ve yeni dünya ile kadim felsefe arasındaki ilişkinin de tümden kopmadığını anlarız. Şu noktada unutulmamalı , eflatun ve farabi kendi dönemlerinde de en az günümüzde olduğu  kadar uzaktılar. Bununla birlikte, şimdiki siyaseti bazı açılardan onların siyaset teorileriyle karşılaştırılabilir. Bilindiği gibi eflatun ve aristo'nun yaşadıkları dönemden bu yana yaklaşık 2000 yıl geçmektedir, şimdiye kadar hiçbir devler onların siyaset felsefesşnş dşkkate alarak siyaset yapmamıştır. Ama yeni dönemde rasyonal siyaset gözden geçirildi. Bu siyasettarzının metafizik ile doğrudan bir irtibatının olmadığı ve bilgi merkezli olması gerektiği doğrudur. Bacon yeni atlantis!i yönetici ve çalışanları bilim adamları olarak planlamıştır.yazılan diğer ütopyalarda rasyonal temellere dayalıdırlar. Bu ütoyaların ortaya atılmasıyla yeni siyaset gelişti. Böylece, makyavelli, hobbes, spinoza, locke, ve kantın görüşleri ile çerçevesi belirlenen sekuler dünya ütopik nitelikler kazandı. Bu siyaset projeleri bütünüyle eflatuncu olmamakla beraber onun şehir-devletinden ilham almışlardır. Belki de eflatunun siyaset teorisi olmasaydı yeni siyaet teorileride olmayacaktı. Sonuş olarak modern siyaset anlayışı yunanlıların değişime uğramış siyaset teorileridir. İlk rasyonal siyaset ve mantıksal düzen üzerine, temellendirilmiş olan şehir ve devlet teorileri yunanlılar tarafından ortaya atıldı. Farabi, bu mantıksal düzeni dini innaçlar ile bir araya getirmeye çalışmıştır. Fakat yeni dönemde akıl yeni bir form kazandı. Yeni rasyonal devlet, eflatunun devlet dözeni ile aynı değildir. Ama eflatunun teorisi olmasaydı, max weberin modern olarak tenımladığı rasyonal düzen nasıl ortaya çıkabilecekti.

 

     Yukarıda belirtildiği gibi, yeni siyaset teorisyenleri, ahlak ile siyaset arasındaki zayıf oaln bağları bütünüyle kopararak seküler siyaset anlayışını ön plana çıkarmışlardır. Antik dönemden kısa bir dönem öncesine kadar ahlak ve siyaset birbirlerinden ayırt etmek önemli bir olay olarak algılanamazdı. Zira, bilgi ve özgürlüğün değere dönüşmesi ile insanların ahlaki eğilimleri sağlanmış oluyordu. Ancak şimdi ise siyaset alanındaki ahlaki boşluk açıkça hissedilmektedir. Acaba birkez daha klasik felsefe uzmanlarından ahlak dersi öğrenilebilir mi?  Onlara başvurarak siyaseti tekrar ahlaka yakınlaştıra bilirmiyiz? Öğrenim görenlerin öğrenme kabiliyetine sahip olamları şartı ile her zaman için fikir üstadlarından sürekli yeni şeyler öğrenirler, hocalarının söylediklerini tekrarlayanlar iyi öğrenciler değillerdir. Farabi her ne kadar eflatun, aristo, revvakiler, eflutin ve yani eflatunculardan birçok konuda yararlanmışsada kendisi de islam felsefesinde ve özellikle ''medeni ilimler'' olarak adlandırdığı alanda yeni fikirler ortaya atmıştır. Bigi ve erdemelrin açıkça ver oldukları, erdemlerin evrendeki varlıklar ve sınıflar ile  uyum içerisinde olduğu bir medine her ne kadar eflatun'un ortaya attığı ''medine''sini anımsatmış olsada  onun aynısı değildir. Eflatun'un ortaya attığı ''medine''de bazen ahlakın siyaset ve medinenin içinde eridiği görülür. Ancak farabi'nin ''medine''sinde hiçbir şey ahlakın yerini daraltmaz. Burada eflatun ve farabinin ortaya attıkları medinelerin benzerleri ve ayrı yönleri üzerinde duramayız. Soru, geçmiş düşünürlerden ve özellikle farabiden nasıl ders alabileceğimizdir. Filozofun öğrettiği ders her zaman geneldir. Farabi, bize siyasette nasıl karar almamız gerekeceğini öğretmez, şimdiki siyaset sorunlarına yerine göre çözüm aranmalıdır.sorunların çözümü kaynaklandıkları yerden bulunmalıdır. Herhangi bir görüş ve vizyon olmadan hiçbir soruna çözüm bulunamaz. Vizyonu da bize  farabi öğretecek değil. Ama bize yol göstererek vizyona ulaşmamızı sağlayabilir. felsefe, görüş ve düşünce ufkumuzu genişleterek o uğurda azim ve kakarlılıkla yürümemizi sağlar. Bunların hiçbiri olmazsa  dahi, felsefe , marifet ve hatırlama dersidir. Eğer lafızların, taklit ve tekrarı olmazsa ruhu özgürleştirir. Her şeyin maddi ve mekanik olarak alğılandığı bir dünyada ruhun özgürlüğü küçümsenemeyecek bir nimettir.